Ali 的留言 (30) 

  • Ali
  • 留言
请稍候...
很抱歉,您输入的留言太长。请将其缩短。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,您当前无法留言。请稍后再试。
若要留言,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长已经关闭留言功能。
很抱歉,我们现在无法删除您的留言。请稍后再试。
已超过每天可发表留言的数量上限,请在 24 小时后再试。
您的帐户已被禁止发表留言,因为我们的系统显示您可能正在向其他用户发送垃圾消息。如果您认为禁用您的帐户是错误的,请与 Windows Live 支持部门联系
您需要完成下面的安全检查才能成功发表留言。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。

若要留言,请使用您的 Windows Live ID(即您的 Hotmail、Messenger 或 MSN 帐户)登录。登录


还没有 Windows Live ID 吗?请注册

elif发表:
sn kimsin?
11 月 15 日
Bizi düşmanın attığı taş değil
Dostun attığı gül yaralar
-* Hallac-ı Mansur*-


Dostun Attığı Gül Yaralar Bizi


Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rek’at namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: “ ’ım(Allah’ım) burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.”

Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”

İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur. Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırırken, acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır. Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyete bile katlanması çok zor olur.

Başkalarının, hakkında yanlış düşünmeleri insanı fazla üzmez, yıpratmaz; ama sevdiği birisi, hakkında yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa işte bu insanı üzer, incitir. O kişi sıradan biri değildir çünkü, belki en zor günlerinde yanında olmasını beklediği insandır. Her şartta desteğini umduğu, hayatta en çok güvendiği kimselerden biridir. Hani Temel deniz kenarında yürürken elinde bir yılan taşıyormuş. “Neden elinde yılan taşıyorsun?” diye sorulunca “Denize düşersem lâzım olabilir” cevabını vermiş… İşte dostluk, denize düştüğümüzde yılana sarılmak zorunda kalmayışımızdır. Elimizden tutup bizi çıkaracak birisini her zaman yanımızda bulabilmemizdir.

Dostun gönlü, dostuna karşı hassastır, çok şeyler bekler ondan… Bu yüzden insan dostluk hukukuna çok dikkat etmelidir. Özellikle dostla hal ve harekete, konuşmaya özen göstermek gerekir. Çünkü bazı sözler, keskin kılıç gibidir, dostluğu keser, kalpte tedavisi zor yaralar açar, kalpteki muhabbet çiçeklerini kurutur. Bazen yerinde olmayan gereksiz bir istek, küçük bir tavır veya söz bile, çok büyük mutlulukların elden kaçırılmasına sebep olur.

Dostluk, fedakârlık ve emek ister. Her şeyi karşısındaki insandan bekleyerek elde edilemez hakikî dostluklar. Dostluk; mutluluk, üzüntü, hastalık, sağlık, darlık ve bollukta dostunun yanında olabilmektir.

Marifet iyi gün dostu olmak değildir. Sadece iyi gününde yanında olmak dostluk da değildir zaten. Sahte dostluktur olsa olsa. Günümüzde ahlâkî bozulmanın etkisi dostluklarda da gösteriyor kendisini maalesef. Artık menfaat hesapları ortaya girince dostlar birbirlerine taş atmaktan bile çekinmiyorlar. Ve nice pırlanta yürekli insanlar, çok önemsiz basit dünyevî meseleler uğruna birbirlerinden ayrı düşüyorlar.

Hayatımızda kaç tane güzel dostumuz var acaba? Ya da tersinden soracak olursak, şu kısa hayatta kaç kişi için gerçekten güzel bir dost, güzel bir kardeş olabildik? Dostlarımıza, kardeşlerimize karşı hareketlerimize çok dikkat edelim ve kalplerini kırdıysak hemen özür dilemeyi de asla ihmal etmeyelim. Çünkü yarın özür dilemek için çok geç olabilir.

Ne mutlu İhlâs ve Uhuvvet anlayışının gereğini yerine getirebilenlere… Ne mutlu şu kısa hayatta en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilenlere…


____________Alıntı__________
11 月 10 日
.DeLi KurT发表:
İftira etmek İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki- Yalan söylemek ve iftira etmek haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır. (C.3, m.34) İftira etmek İftira büyük günahtır ve çok fenadır. Bunda yalan söylemek de vardır ki, yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki, bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftira etmek, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki, bu da haramdır. (C.3, m.41) Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır. (Hadika) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud] (Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) [İbni Ebi Şeybe] (Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [İbni Adiy] En çok düşmanı olan kimdir? En çok düşmanı olan Allahü teâlâdır! Bir gün Musa aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış, (Ya Rabbi, n'olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın) diye dua etmiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki: (Ya Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, Benim hakkımda neler konuşuyorlar.) Peygamber efendimiz Allah’ın habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah’ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu. (Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı) buyuruyordu. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehennemde bırakır.) [Ebu Davud] Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: (Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.) [Nahl 105] İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen imam-ı Rabbani hazretlerine yaptıkları eziyet diğer iftiraların yanı sıra ne dediler biliyor musunuz, Serhend cahili dediler, bu isimle de yazılar yazıp dağıttılar. Resulullahın vârislerinin istisnasız hepsi de aynı eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, çeşitli iftiralara maruz kalmışlardır. Hatta ibni Âbidin hazretleri, hocası Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine yapılan iftiralara dayanamayıp, iftiracılara ve onlara inananlara bir reddiye risalesi yazdı. Bu risaleye de Sell-ül-Hüsâmü'l-Hindi li-Nusreti Mevlana Şeyh Halid Nakşibendi ismini verdi. İmam-ı Gazali hazretleri de iftiralara maruz kalan büyüklerdendir. Felsefeciler ve bid’at ehli olanlar hâlâ bu büyük imama iftiralarına devam etmektedirler. Kim Muhammed aleyhisselama çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar başına gelir. Bunlar, bu yolun şanındandır. Eden kendine eder. Allahü teâlâ kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Şeyh-ul-islam Abdüllah-i Ensâri Hirevi, "Ya Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor" buyuruyor. Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehirdir. Onları incitmek, sonsuz felaketlere sebep olur. Allahü teâlâ bu belaya düşmekten korusun! Şeyh-ul-islam yine buyurdu ki, "Ya Rabbi, her kimi felakete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın." (m.106) Peygamberlerden başka herkes günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını ahirete bırakmaz. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. Dünyada üç sıkıntı verir: 1- Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allah’tan bilmek lazımdır. Ve ne maksatla geldiğini bilerek şükretmeli. 2- Günahların affı için ikinci yol maddi sıkıntıdır. Borçlu olmaktır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebeptir. 3- İnsanların yalan ve dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramaktır. Bir iftira başka iftiralar doğurur ve yerleştiği yerde ebediyen kalır. Shakespeare İftira eşek arısına benzer, onu ilk vuruşta öldüremeyecekseniz, hiç dokunmamak daha iyidir. Bernard Shaw İftira, kılıçtan daha zalim silahtır, çünkü iftiranın açtığı yaralar hiç kapanmaz. Henry Fielding İftira kötü köpek gibidir, kaçanın ardından ürür, pervasızlıkla yüzüne baktın mı sesini keser. G. Csiky İkiyüzlülüğü, dalkavukluğu beceren, iftirayı da becerir. Napolyon İnsan genellikle başkasına sürmek istediği çamura bulanır. Cenap Şehabeddin İnsan iftirayı ancak önem vermemekle yenebilir. İftira edileni değil, edeni kirletir. The Circle İnsanlara ok atmak, dil ile taşlamaktan daha hafiftir. Zira dil taşlaması hedefini şaşırmaz. Süfyan Es-Sevri Kar gibi olsan yine iftiradan kurtulamazsın. Shakespeare Maksat iftira atmak olduktan sonra, söylenecek sözmü bulunmaz, fazilet bile iftiranın ekmeğine yağ sürer. Lesage
10 月 5 日
Gri bulutlarıydım hüznün
Kirpiklerinden süzülmeye hazır
Gözyaşlarım sessizce vurur kıyılarına
Bir kez
Bir kez daha
Binlerce kez.
Dalgalarındayım
Savrulup kayalıklara vuran.
Bir tutunsam
uzatsan elini
çeksen dinginliklerine.
Sensizlik değimli
Köpüklü suların derinlikleri.
Deniz büyük, hırçın
Kayık ufak.
Kıyılarına çek beni
Özlemler büyüteceğim
Kalabalıklar ortasında
Sevgiler doğuracağım
esmer tenli anaların çığlığıyla.
Toplayıp genç, yağız delikanlıların sevdalarını
Anadolu’ mun dört yanından
Kaleler kuracağım.
Biriktirip yangın her yüreğin çığlığını
Resimler çizeceğim duvarlarına.
Hiç çizilmemiş,
şarkılar söyleyeceğim henüz dillendirilmemiş
kıyılarına çek beni
solmayan binlerce bahar
bitmeyen dev sevdalarla yeşerteyim
dev dalgaların senle buluştuğu kayalıkları


Nihat coşkun
10 月 5 日
Hüznümü yutan suskunluklarda gözlerimin parantezine kapandım…ellerim şeytanın yüzündeydi…gezdim …ürktüm…yokluğunun istanbul´una Fatih olamadım…hezimetindeyim!…

Gidişine virgül atarken,sesinin ünleminde intihar eden noktalara kırıldım…tırnaklarımla yüzümün parantezini açamadım…kalbimi kaşıyan soruların işaretinde kimsesizliğimi astım…kelimeler can kırıkları şimdi,konuştukça kanatır,kanattıkça konuşturur…

Kalemimin mülteciğili ile göçüyorum aklının kan damlayan mededhah ve berzah yanına,sığındığım tümcelerinden yorgun bir insan silueti çıkarıyorum, “kalırsam sende ölürüm,gidersem gidişimde” diyorsun…ben her türlü ölüme yakınım…bilmiyorsun!

Suskunluğun tınısından başı elleri arasında yoklukla boğuşan bir istanbul devşiriyorum…göğsümün elma şekerli çocuğuna gudubet bir anne oluyorum…”bir daha azimetler olmayacak” desende,ciğerime düşen nar-ı közlerle gözlerimi sisletiyorum…

Şimdi hangi el yıkar benim gözyaşımdan ıslak paslanan yanaklarımı…şimdi,o içinde sen olan,beklenen istanbul çıkıp gelir mi sabahıma?-o hayatın kalın harflerle yaşandığı büyük şehir- gelmez…gelen de bendeki istanbul´a değmez!…

Ceplerimde iki bilinmeyenli bir denklem gibi taşıyorum aşkı…hiçlendikçe karanfil kanıyorum,karanfil kokuyorum…akılsızlığın ortasına ebhem bir insan gibi düşüyorum…bu beladetliğim sensin..çık gel de yüzüm gülsün!…içimin cenazesi misin nesin!…öksürde doğrulsun Nemrut bakışlı leşin!…

Dilimin duvarlarında pişiriyorum kesavet içerikli ağlayışlarımı,şiirlerin kanatlarını kırıp göğe salıyorum…gözlerimin perdelerini yırtıyorum kirpiklerinin tellerinde,eteklerimi gamzelerinde tutuşturuyorum…Haydarpaşa´da güneşe ağlayan çocuğu kaçırıyorum,berdevam bir karanlığa düşüyor şehir…adının geçtiği bütün sokakların bedduasını yutuyorum…”hadi dön!” deme…zinhar ölüyorum!…

Şeytanın maksutunda şiirlere asılıyorum,söz kurşunlarına diziyor beni sayfalar…kalemimin cellatlığında son isteğim “sen!” diyorum…

Ağzı kan dolu beddualarla dayanır kapına istanbul,ölümümü ister…sözcükler dudaklarının titrekliğinde acı bir ağıttır…şeytan,içindeki çocukla beddualardadır…harlandıkça söndürür,söndürdükçe bitirir seni…
dışına taşar gözyaşı…
daha fazla bitmeden…

“amin!” de öldür beni!…
10 月 4 日
Gün gelecek karanlık bir dünyada "unutmak" fiili insanların gözlerine sürülecek.
Ömür, insanlar tarafından yaşanır/yaşanacak uzun ya da kısa. Ömür bir aynadır; zamanı yansıtır, zamane insanlarını anlatır.
Bazen iyi bazen de kötü.
Bazen ayna taş gibi sağlamdır, bazen de küçük bir sallantıda kırılır işte.
Hayat sessizliktir, suskunluğu ise insanlar seçer.
Ve insan, insanı bulduğu kadar, günü geldiğinde kaybeder.

Hatırlar mısınız?
Yağmurlu bir geceydi.
Şehre yağmurlar yağıyordu.
Islanmıştı; caddeler, sokaklar ve ben.
İnsanların gidişine gökyüzü ağlıyor sanmıştım.
Gökyüzünü ağlatacak kadar değerli insanlarla beraberim diye sevinmiştim.
İçimden kendimi tebrik etmiştim, hayatımda iyi insanlar seçtiğim için.
Kusura bakmayın kalp hücrelerim, kusura bakmayın duygular topluluğum.

Aldanmışım!
Aldatmış beni, yağan yağmurlar, ıslanan caddeler, sokaklar ve ben. Kısaca; sadece gökyüzünün beni aldattığını sandım.
Gökyüzüne güvenirliliğimi kaybediyordum, gökyüzü bir şans daha istedi ve sıkı sıkıya tembihledi:
"Ne olursun, beni doğru oku! Beni bir kere de zamanın dilinden oku, anlarsın sana sadık kaldığımı."
Tersinden, besmelesi ile başladım, zamanın dilinden gökyüzünü okumaya.
Gökyüzünü istenilen, tembihlenen tarzda okuyunca, öğrendim ki; gökyüzü vefasızlığa ağlamış o gece.
Sessizlik çökünce insanın kuytusuna, suskunluk aynaya yansımış, o gece.

Kelimelerin yüreğini bilirim.
O yağmurlu gecede ilkin hayat dokunmuştu bana, kelimelerden evvel.
Vefasızlığı; yıllar önce lügatimden kesip atmıştım?
Ve beynimden de silmiştim.
O yüzden vefasızlık nedir bilmezdim.
Unutmuştum.
Ancak; tattığım bir duygunun peşinden, vefasızlığı hatırladım, yeniden öğrendim, bir gece halime ağlanan şehirde.

Kendim için üzülmüyorum, üzülmem de.
Hayatın kıvrımlı yollarında düşe kalka büyüyen biri olarak, insanlığın haline ağlıyorum.
İnanın; gözyaşlarımdan bir damla benim için değil, hepsi sizin için. Bir şeyleri kaybettiniz ya da kaybettik işte!
Neyi değiştirebilirsiniz, her şeyi bitirdikten, kaybettikten sonra. Dilinizden dökülen belkiler, keşkelere gebe.
Söyleyin bana; kim ölür bu gecede, kim doğar.
Dogan da, ölen de bir değil mi?
Ne fark eder.
Gelen de giden de, çiğ süt emmiş insan değil mi?

Anlayın artık; damarlarınızdaki buz gibi vefasızlık ruhumu dondurdu o gece.
Hiçbir şey zoruma gitmedi, gitmeyecek de unutulmak kadar. Tanımak; sadece gözünüze çekilen suretimdi.
O gece, ben suretimi kaybettim, siz unuttunuz.

İnanın; bu kelimeleri yazan kişi, artık sizi daha iyi tanıyan birisi, sevgili !
Ama unutmayın; hayat, zamansız ve gölgesiz kahramanlarla doludur.
Her ne kadar, ben unutulmaya bırakıldıysam vefasızlığın kollarında, gün gelip bir kere göz göze, yüz yüze geldiğimizde tanınmayabilirsiniz.
Neden diye sormayın, çünkü o malum kelimeyi hatırlamamın, yeniden öğrenmemin sebebi sadece sizsiniz.

Biliyorum; ben de su kadar aziz değilim, ancak ekmeğin kutsallığına da hiç imrenmedim.
Sadece kendim olmaya çalıştım, bütün doğallığımla, bütün içtenliğimle.
Hesabını her ne kadar ağır ödesem de.
Ancak; yine de hiç pişman değilim!

Hayatta hep insanları sevdim ve değer verdim, unutulmak pahasına.
Siz de ne ilksiniz, ne de son olacaksınız, ömrü bahirimin Brütüs durağında!
Ancak sizin bilmediğiniz bir şeyi biliyorum; bu dünyada her şey insanı sevmekle başlar.
Ve ben bildiğimle yaşamaya devam ediyorum!
10 月 4 日
ÇAĞIR YÜREĞİMİ

Unutmadım, unutamadım seni,o öldüren sevgini,
Vazgeçmedim senden umudu kesmedim gözlerinden,
Bekledim doğan güneşle, belki o getirir diye seni,
Karanlıkta yıldızlara sordum, yoksa onlar mı getirirdi sevdiğimi.

Durmadım,yılmadım kalbimden, kalbine duyurana kadar sevgimi,
Bitiremedim, nefret etsem bile bu yok eden özlemi,
Canımı yoluna verdim, yıkılmamak için savaştım, ah bir görsen beni,
Ben seni sevdim, ben sana kaldım, yeter artık çağır şu yüreğimi.

Elimden gelen sadece büyük bir haykırış,
Umutsuz belki, bir ihtimal bile olmasa da bu yakarış,
Neden bir tanem, neden, gelsen şimdi biter her acı yine kalplerde barış,
Sevgiye senin ki, hadi bir kalp bağışla bana, sanadır bu yalvarış.

Görmüyor musun bitiyorum sensiz, eriyorum bir mum gibi,
Hadi ateş ol tekrar yak beni, hatırla hor görme geçen günleri,
Boş kalmasın anılar kalmasın yaşanmışlığıyla, koparma içimden,
Bitsin bu ayrılık, ellerimi tut yine sen değil misin ki yaşamımın tek sebebi.

Koş tekrar benimle aynı hayallere, sımsıkı tut bırakma benim gibi,
Ben seni tutarken kaybetmemek için, yakala hadi attım sana kalbimi,
Gördün mü ışığı geleceği gösteriyor şimdi, ayrılmayan ikimizi, bitmeyecek sevgimizi,
En güzel duyguların başladığı, senin bana gelen en saf halini.

Anladın mı seni seven bir kalp var yeryüzünde, seni arayan,
Buldun mu şimdi aradığını, yalnızlığın hain kollarında,
Verdin mi kararını, uyandıracak mısın beni bu kötü rüyadan,
Açacak mısın kollarını, yeniden ısıtacak mısın benimle varlığımı, yine her an.

9 月 5 日
sevdalara发表:
haklısınız allah her şeye kadirdir
9 月 4 日
Cuma günü
Sual: Cumanın özelliği nedir? Niye kıymetlidir?
CEVAP
1- Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah katında günlerin efendisi Cuma’dır. O kurban ve Ramazan bayramı günlerinden de faziletlidir. Cuma gününde şu beş özellik vardır: 1- Hazret-i Âdem o gün yaratıldı. 2- O gün yeryüzüne indirildi. 3- O gün vefat etti. 4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir. 5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah’a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed]

Cuma, müminlerin bayramıdır. Bugün yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da, iki kat yazılır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de, Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha kötüsü yoktur.) [Ramuz]

(Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İ.Gazali]

(Cuma günü, kuşlar, vahşi hayvanlar birbirine, “Selam size, bugün Cumadır” derler.) [Deylemi]

(Cuma diğer Cumaya kadar ve fazladan üç gün içinde işlenen günahlara kefaret olur. Çünkü iyi bir amel işleyene on kat sevap verilir.) [Taberani]

(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

(Cuma günü gusleden kimsenin günahları affolur.) [Taberani]

(Cuma günü sabah namazından önce, “Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

[Böyle büyük mükafat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır.]

(Cuma günü veya gecesi ölen mümin, şehid olur, kabir azabından kurtulur.) [Ebu Nuaym]

(Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]

(Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir.) [İsfehani]

(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk verilir.) [Taberani]

2- Kendisine Cuma namazı farz olan her müslümanın alış-verişini bırakıp namaza gitmesi farzdır. Özürsüz Cumaya gitmemek haramdır. Ezan okunurken de, alış-veriş yapmak mekruhtur. Halbuki alış-verişin kendisi helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir. Fakat ezan okunurken alış-veriş yapılması mekruhtur. (Dürer)

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cuma namazını farz kıldı. Adil veya zalim bir imam [başkan] zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cuma namazını terk edenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İbni Mace]

(Allah’a ve ahirete inanan, Cuma namazına gitsin!) [Taberani]

(Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbi mühürlenir [iyilik yapamaz olur], gafil olur.) [Müslim]

(Cuma namazına giderken ayakları tozlanan kimseye Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]

(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn [yani iki Kul euzüyü] okuyan kimseyi, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni]

(Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cumaya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]

Seferi olana Cuma kılmak farz değildir, kılarsa farz sevabını alır. (Hindiyye)

Cuma namazı kılınmayan çok küçük köylerde ve kâfir ülkelerinde, cemaatle öğle namazı kılınır ve ikamet okunur. Cumanın sahih olduğu yerlerde, öğleyi cemaatle kılmak ve ikamet okumak mekruh olur. (Redd-ül Muhtar, Fetava-i Abdurrahim)

Mahkumlara Cuma namazı farz değildir. Öğle namazını cemaatle kılabilirler.

Cuma namazı yalnız erkeklere farzdır. Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi şöyle:
(Cuma namazı kılmak, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Hakim]

(Cumaya gelmeyen erkeklerin evlerini yıksam diye düşündüm.) [Buhari]

Kadınların Cuma günü, öğle namazını evlerinde kılmak için cemaatin camiden çıkmasını beklemeleri şart değildir. (Hidaye)

3- Cuma günü oruç tutmak müstehaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma günü oruç tutana, on ahiret günü oruç sevabı verilir.) [Beyheki]

Bazı âlimlere göre de yalnız Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yalnız Cuma günü oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutun.) [Buhari]

(Sünnet ve mekruh olduğu bildirilen bir işi yapmamalıdır! Bunun için Cuma günü orucu perşembe veya cumartesi ile birlikte tutmalıdır!) (Redd-ül Muhtar)


bide cuma namazından sonra 7 ihlas 7 nas 7 felak okumak bi hafta boyunca her turlu kazadan beladan kötülüklerden koruyormuş Allah' ın izniyle...
Cumamız mübarek olsun


9 月 4 日
emir发表:
sendede ne kalp varmış ve blader öyle yazdığına kalp gözün açık bu arada msnem sometime0101@hotmail.com beni eklermisin bir sakıncası olmasa seninle özel konuşmak istiyorum
9 月 3 日
Zaman Geçiyor...
Nefes almak bile zor geliyor bazen insana.
İhtiyacın olduğunda kimse kalmıyor etrafında.
Pembe arkadaşlıklar yok oluyor karanlıkta.
Acı çekmeye de alışıyorsun zamanla...
Bir süre sonra anlıyorsun çocuk olmadığını.
Kaldırabiliyorsun artık yüreğinin ağırlığını.
Geçmişin katili olup, yeni umutlar doğurmayı,
Öğreniyorsun zamanla,hayat olgunlaştırıyor insanı.
Kötü anları çabuk atlatıp gözyaşını silmeyi,
Zor da olsa, sorumluluk üstlenmeyi,
Karanlıkta dışarı çıkıp yağmurda yürümeyi,
Seviyorsun zamanla, daha çok istiyorsun büyümeyi.
Zaman geçiyor, arıyorsun içindeki saflığı...
Yalnızlık acı veriyor, kalbinde yaşanmayanların pişmanlığı,
Eskiye dönüp sahip olduğun masum inancını,
Kazanmayı arzuluyorsun, sıfırlıyorsun hayatını...
yazan cahit akay
:::::::::::::::::::
Bir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim
Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim...
Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında,
Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında,
Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında,
Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında,
Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim...
yazan cahit akay
::::::::::::::
BiLİR MiSiN? <<

Tam sInIrdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
yazan cahit akay
7 月 26 日
ali bey kardeşim slm allahın slmı ama sazo die birini tanımom sen galiba trafiği karıştırdın msj atar ken iice emin ol....olur mu kardeş
7 月 25 日
sazo kim kime selam söyleyim
7 月 10 日
SON
Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı... Şöhrete ve paraya doymuş. Yaşadığı büyük kentin gürültüsünden, sürekli çalan telefonların sesinden, ha bire “Kendini toparla” diyen sıkıcı öğütlerden sakınabilmek için müzikle tıkıyor kulaklarını...
Arabayla eve döndüğü bir gece yarısı, yine kulağında notalarla keskin bir virajı alırken ölümcül bir kazadan kıl payı kurtuluyor.
Çarpmak üzere olduğu aracın penceresinde ölümün yüzünü görüyor.
Azrail’iyle yüzleşiyor.
Az kalsın tabutu olacak arabasından inip yürümeye başlıyor.
O andan itibaren, kendisini kovalayan ecelin peşine düşüyor.
Ve ölümü kovalarken, yaşamı keşfediyor.
* * *
Hayranı olduğum Alman film yönetmeni Wim Wenders’in son filmi “Palermo Shooting” (“Palermo’da Yüzleşme”), hayatı, ölümü ve kendini sorgulamaya davet ediyor izleyicisini...
Ölümle yüzleşmesinin ardından Palermo’da ikinci hayata başlayan fotoğrafçı, eski hayatını kirli bir elbise gibi çıkarıp atıyor üzerinden... Bu güzelim Akdeniz adasında, kulağında müzikle saatlerce yürüdükten sonra cep telefonuna göz atıyor:
“Yokluğumda 23 kişi aramış” diyor.
“Yokluğum” dediği, “varlığı” aslında...
Belki de ilk kez kendisi için “var” olduğu saatler...
O adada tanışıp sevdiği kıza, “görmediği hiçbir şeye inanmadığını” söyleyince şu cevabı alıyor:
“Bense sadece görmediklerime inanırım:
Tanrı, aşk, yaşam gibi...”
* * *
Filmin bir sahnesinde çobanlık yapan zengin bir işadamı, yeni hayatına doğru yürüyen fotoğrafçıya bir hayat dersi veriyor:
“Bazen bir şeyleri son kez yaptığımızı fark etmeyiz. Belki o yüzü son görüşümüzdür ya da o yoldan son geçişimiz... Bir şarkıya kulak verirken onu bir daha hiç dinleyemeyeceğimizi bilmeyiz; birinde tattığımız aşkı, bir daha hiç yakalayamayacağımızı bilemediğimiz gibi...
“İşte o yüzden, her şeyi son kez yaşar gibi doyasıya yaşamalıyız.”
* * *
Michael Jackson’ın “son konseri”ne hazırlanırken ölüvermesi bana bu sahneyi hatırlattı.
Basın toplantısında kararlı bir edayla “Bu kesinlikle en son konserim olacak” diyordu.
En iyisi olsun diye çabalıyordu.
Bizse, gençliğimizin efsanevi pop starını sahnede son kez izleyebilmek için bilet arıyorduk.
Oysa hayat, kendisine rağmen plan yapılmasından hiç hoşlanmazdı.
Onun, başka bir “son” planı vardı.
* * *
O yüzden, siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin.
Neyin gerçekten “son” olduğunu bilemezsiniz.
Hayat bazen, sonuncuyu çoktan yaşatmıştır size, esaslı bir finali bile çok görür; bazense “Bir daha olmaz” zannettiğiniz şeyi, ummadık anda karşınıza çıkarıverir.
En iyisi, her şarkıya son kez dinler gibi kulak vermek, her baharı bir dahakini göremeyecekmiş gibi içine çekmek, her dostla, ana babayla son buluşmaymış gibi sımsıcak kucaklaşabilmek, her aşkı en sonuncuymuş gibi doyasıya yaşayabilmektir.

Can DÜNDAR (30.06.2009)
7 月 1 日
SÖZ UÇAR DUA KALIR

Nice sözler söylenir ama unutulur bir zaman sonra...Kalpten gelmeyen sözlerin ömrü bir nefesliktir.Bir nefes sonra kaybolup giderler ama kalbin sözü unutulmaz.Kalp sözünü hiç unutmaz.Kalbin sözü hedefine ulaşmadan yere düşmez.Kalbin sözü kalpten bir ruhla doğar ve ulaştığı yere hayat verir.


Kalbin sözü hiç ölmez.Hatta kalp söze ihtiyaç bile duymaz,kalbin sözü sevgidir.İşte bu yüzden

SÖZ UÇAR,SEVGİ KALIR.

Bazı sözler vardır kalbe iner.Kalbi diriltir o sözler.Semalardan kalbe gelir,ruh beslerler.O sözden her bir harf bir meleğin omuzlarında iner.Ve insanın ayaklarını dünyadan keserler.O sözler ki taşa değse,taş parça parça olur,göz göz olur ağlar,yürek olup toza döner,semaya uçar.O sözler ki semanın kalbinden gelir.Bu yüzden:

SÖZ UÇAR,VAHİY KALIR.

Sözler vardır dünyadan öte,kalpten içeri...

Sözler vardır yerden gelen ama semaya emanet edilen...

Cennetin duvarları o sözlerle örülür.Gözyaşları o sözlere eşlik ederler.O yaşlar toplanır,Cennetin ırmakları oluverirler.Bu yüzden o sözler dudaklardan çıkar çıkmaz meleklerin kanatlarında semalara yükselir,Rabbin kapısına serilir.Onun cevabı özlenir.Özlenesi sözlere hasret ve hayretle beklenen cevap iliştirilir.Dua edenin kalbine iletilir.İşte bu yüzden:

SÖZ UÇAR,DUA KALIR...


6 月 26 日
ALLAH İÇİN ATEŞE ATILMAK VARDIR.LAKİN ATEŞE ATILMADAN ÖNCE KENDİNDE İBRAHİMLİK OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIR.ÇÜNKÜ ATEŞ SENİ DEĞİL İBRAHİMLERİ TANIR VE YAKMAZ.."
(----mevlana celaleddini rumi. hz----)
6 月 23 日
TEBRİKLER VALLAHİ Bİ SEN DOĞRU ÇIKTIN BU NE YA BIKTIM BU SERSERİLER DEN PORNOCU ASRIN SAPIKLARINDAN
6 月 15 日
HAYRET NORMAL BİRİ AYLA
6 月 15 日
aylaayla发表:
ve aleykum selam

Ameller niyetlere göre değer kazanır.HZ.MUHAMMED
6 月 8 日
sen kimsin hüzünlü gül ela kime bu şiirler kendini tanıtırmısın
6 月 3 日